Photoshop Kursu Vermek!

Gerçekten zor iş…

Çok kompleks, çok detaylı bir program. Benim kendi başıma oturup öğrenmem 2 yıl sürdü. Tamam ders almadım ve kurcalaya kurcalaya öğrendim ama birçok programı öğrenmem 2-3 haftayı almazken bunu öğrenmek 2 yıllık bir süreç aldı. Aslında benim anlattığım dersin konusu bu sürecin sadece 4-5 ayını kapsayacak kısmı ama yine de çok zor. Üstelik o internetteki iğrenç tutoriallar var ya! Onların Allah belasını versin… O tutoriallarda adam süper birşey gösterir size, “işte bu adımları takip et bunun aynısı” olacak der. Siz yaparsınız iğrenç bir şey ortaya çıkar. Tam anlamıyla bir ucube. Tam anlamıyla bir hayal kırıklığı ve vazgeçiş. “Adam yapmış, onda yetenek var. Sen beceremedim, senin elin yatkın değil demek. Vazgeç bu işten sen yol yakınken.” diyen bir iç ses. Ama uğraştım 4 yıldır, en sonunda artık eli yüzü düzgün bir şeyler çıkartabiliyorum. Tamam, müthiş bir grafiker değilim, yetenekli hiç değilim ama en azından biliyorum diyebiliyorum.

İlk derste öğrencilere yaptırdığım çalışma.
İlk derste öğrencilere yaptırdığım çalışma.

Geçen yıl da denemiştim. O kadar başarısız oldum ki anlatırken hiç mi hiç yorulmadım. Aslında geçen yıl ilk dersime 20den fazla kişi gelmişti. Ben de berbat anlatmış ve herkesi kaçırmıştım. İkinci derse yarısı, üçüncü derse dörtte biri şeklinde azalarak gelmişti insanlar. Son dersten bi önceki derse sadece 2 kişi gelince ben de son dersi yapmaktan vazgeçmiştim.

Bu yıl da öyle olur diye düşünmüştüm. Ama sanırım kendimi biraz olsun geliştiriyorum. Bu sefer işler biraz daha değişik oldu. İlk derse kafadan az öğrenci geldi. 12 kişi sadece. Ama bugün üçüncü dersi yaptık, ve halen on kişi devam ediyor. Geçen ders on üç kişiydi. Üç aşağı beş yukarı böyle oluyor galiba. Ama açık konuşmalıyım, iyi öğretmenlik yapmaya çalışmak çok zor iş. Göstermekle öğretmek arasındaki uçurum çok büyük. İşte o tutoriallar sadece gösteren iğrenç materyallerdi. Ben onlarla uğraşa uğraşa öğrendim, eyvallah. Fakat onlarla uğraşmaktan 4 sene sürdü öğrenme sürecim. O yüzdendir ki dersi planlarken dedim ki constructivist olayım bu kez, yorayım insanları. İnanın hiçbir şey göstermiyorum insanlara tahtada. Sadece yapacakları işin final halini. Hangi araçları kullanacaklarını söyluyorum. O aracın nerde olduğunu bile elimden geldiğince söylememeye çalışıyorum ki kendileri arayıp bulsunlar. Sonra da aralarında dolaşıp yapamayanlara yardım ediyorum. Geçen yazın çocuklarla yaptığım İlkyar Yaz Kampı projesinden ve şu anda gerçekleştirdiğimiz Photoshop kursundan sonra sonra öğrendim ki(aslında bunu okuldaki derslerden de biraz öğrendim), öğrenciler siz ne kadar az anlatırsanız o kadar çok öğreniyorlar. Eğer zamanım olsaydı, hiç anlatmazdım gerçekten. Açın Photoshop’u, şu gördüğünüzü yapın derdim. Soruları cevaplardım sadece. Sıkılmıyor da insanlar. Aksine kendileri keşfedince daha bir sahipleniyor, daha bir zevk alıyorlar derslerden.

Ama gelin görün ki sizin de pestiliniz çıkıyor. Şansıma on-on iki kişi arası gidip geliyor kurs. Yirmi kişiye anlatabilir miydim? Birkaç kutu Redbull içersem belki. Aslında büyükler çocuklardan daha çekingenler. Çocuklar geçen yaz sınıfı “Ümit Abiieeee” diye inletmişlerdi. Bu kursta ben insanların yanına gitmezsem sormuyorlar kolay kolay nasıl yapacaklarını. Soranlar da kısık sesle. Sırayla cevaplamaya çalışıyorum. Elimden geldiğince herkese yetişmeye çalışıyorum. İlk iki ders başarmıştım bunu. Ama bugün çuvalladım. Yapmalarını istediğim işler karmaşıklaştıkça çuvallama katsayım da artıyor galiba. İki kişi çok geride kaldı gruptan. Yetişemedim, anlatamadım. Birisi geç kaldığı için oldu belki ama diğerini unuttum resmen köşede.  İnsan bir kişiyi bile geride bırakınca canı feci sıkılıyor. Olmasın istiyorum ama oluyor mutlaka.

En büyük dertlerimden birisi de herkesin birbirine çok uzak durması. Arkadaş grubu halinde gelenler olursa ikili üçlü oturuyorlar, evet. Fakat birbirini tanımayanlar araya büyük bir mesafe koyuyor. Dersin yarısı sınıfın bir ucundan diğerine koşturmakla geçiyor. Sağa bakarken solu kaçırıyorum, öne geçsem arkadaki grubu. Affedersiniz eşek kadar da adamlar bunlar, yakın oturun diyemem ki. Sanırım büyüdükçe uzaklaşıyoruz birbirimizden. Çocuk olsalardı en çekingen olanlar bile bir süre sonra kaynaşır, yakınlaşırdı. Ama büyükler çekiniyor birbirinden. Üzücü aslında, onlar yakın otursalar hem birbirleriyle bilip bilmediklerini paylaşırlardı hem de ben daha az yorulurdum.

Bu aslında öyle büyük dert ki!.. En iyisi oturup bununla ilgili başka bir yazı yazayım ben bir ara. Sevdim bu yazma işini. Hiç kimse okumasa Google okuyor.

Yorum Yapın

Kullanıcı adı